Yunus Balığı Masalı

Uzak denizlerin birinde, mavi dalgaların arasında neşe içinde yaşayan bir yunus vardı. Adı Mero idi. Gözleri parlak, sırtı gümüş gibi parlayan Mero, sadece hızlı yüzmesiyle değil, iyi kalbiyle de herkesin sevgilisiydi.

Her sabah güneş doğarken okyanusun yüzeyine çıkar, dalgaların üzerinde zıplayarak selam verirdi güne. Ama bir sabah, her şey değişti.

“Anne! Anne! Güneş neden böyle soluk bugün?” diye sordu küçük Mero.

Annesi, zarifçe yüzerek yanına geldi.

“Bazen denizler gibi gökyüzü de üzülür yavrum,” dedi yumuşakça. “Ama merak etme, biz onun neşesini geri getiririz.”

Mero bu cevabı anlamadı ama annesinin gülümsemesi içini biraz olsun rahatlattı.

Mero o gün arkadaşlarıyla oyun oynamaya gitti. Ama diğer yunuslar dalgaların üzerinde eğlenirken, Mero’nun dikkati bir köşede yalnız oturan bir deniz kaplumbağasına takıldı. Kabukları yosunla kaplıydı, gözleri yorgun görünüyordu.


“Merhaba! Ben Mero!” dedi cesaretle.
“Neden burada tek başınasın?”

Kaplumbağa başını yavaşça kaldırdı.

“Benim adım Toti... Artık kimseyle yarışamıyorum. Çok yavaşım. O yüzden kimse benimle oynamak istemiyor.”

Mero'nun içi burkuldu.

“Ama ben seninle oynamak istiyorum. Hızlı olmak tek oyun kuralı değil ki!”

Toti, gözlerinin kenarından bir damla yaş sildi ve hafifçe gülümsedi.

“Gerçekten mi?”

“Elbette! Gel, sana en sevdiğim mercan köprüsünü göstereyim.”

Ve böylece Mero, Toti’yi arkadaşlarının yanına götürdü. Önce bazı yunuslar şaşırdı, hatta içlerinden biri sordu:

“O çok yavaş! Nasıl oyun oynayacağız ki?”

Ama Mero kararlılıkla döndü.

“Yavaş olmak kötü bir şey değil. Toti'nin sabrı ve hikâyeleri var. Hem belki bize farklı oyunlar öğretebilir.”

Yunuslar başta tereddüt etse de, kısa sürede Toti'nin anlattığı oyunlara bayıldılar. Mero, kalbinin sesini dinlemenin ne kadar doğru bir şey olduğunu bir kez daha anladı.

Günlerden bir gün, Mero ve arkadaşları oynarken kıyıya yakın bir yerden ağlama sesi geldi.

“Bu ses de ne böyle?” dedi Mero.

Hemen sesin geldiği yöne yüzdüler ve küçük, ürkmüş bir fok yavrusunu buldular. Gözleri korkudan kocamandı.

“Adım Fifi,” dedi titreyerek. “Annemi kaybettim... Dalgalar beni sürükledi.”

Mero, Fifi’nin yanına sokuldu.

“Korkma Fifi. Biz sana yardım edeceğiz. Anneni birlikte bulacağız.”

O andan itibaren küçük yunus, kalbindeki merhameti rehber edindi ve arkadaşlarıyla birlikte Fifi’nin annesini aramak için tüm koyları gezdi. Sorup soruşturdu, hatta bazı martılarla bile konuştu.


“Gri sırtlı büyük bir fok gördünüz mü?” diye sordu martılardan birine.

Martı gagasını düzeltti ve başını salladı.

“Evet, üç gün önce fırtına sonrası batı koyuna doğru gitmişti.”

Mero hemen ekibini topladı.

“Haydi arkadaşlar! Batı koyuna gidiyoruz!”

Fifi’nin gözleri parladı.

“Gerçekten mi? O tarafa mı gideceğiz?”

“Elbette,” dedi Mero, gülümseyerek. “Çünkü dostlar birbirini yalnız bırakmaz.”

Batı koyuna vardıklarında fok annesini, bir kayanın dibinde sessizce ağlarken buldular. Gözleri kırmızıydı. Fifi onu görünce feryat etti.

“Anneee!”

Fok annesi dönüp yavrusunu gördüğünde sevinçten yere yığıldı.

“Fifi! Canım yavrum! Sana bir şey oldu sandım!”

Mero, içi sevinçle dolu şekilde izledi bu kavuşmayı. O anda küçük bir su damlası yanağından süzüldü. Bu, hüzün değil; mutluluğun ta kendisiydi.

Fifi’nin annesi, Mero’ya dönüp başını eğdi.

“Sana minnettarım küçük yunus. Bu kalbi büyük cesaretin sayesinde yavrumu buldum.”

Mero, utanarak başını yere eğdi.

“Ben sadece bir arkadaş oldum. Herkesin böyle bir dosta ihtiyacı var.”

Ertesi sabah güneş bir başka parladı. Mero denizin yüzeyine çıktığında, sanki gökyüzü ona gülümsüyordu.

Annesi yanına geldi.

“Bak, demiştim. Gökyüzü tekrar gülümser.”

Mero başını annesine yasladı.

“Sanırım ben de gökyüzünü biraz olsun mutlu ettim.”

Annesi gözleri dolu dolu, başını salladı.

“Sen, sadece gökyüzünü değil, birçok kalbi aydınlattın Mero.”

Ve böylece, denizler boyunca anlatılacak bir masal doğdu. Kalbi kocaman bir yunus, merhametiyle dostlarını bir araya getirdi. Okyanus derin, ama sevgi ondan da derindi.